18 Temmuz, 2009

susan striker'dan...gecenin tam üçünde.


şu sıralar ilgiyle okuduğum kitaplardan biri susan striker'ın çocuklarda sanat eğitimi kitabı. geçen akşam elime aldığım gibi yarısına geldim hatta. çocuklarımızı sanatla nasıl tanıştırabileceğimizi ve bunu yaparken nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlatıyor. aslında daha çok 'neleri yapmazsak' çocuklarımızı bu konuda özgür kılabileceğimizin ipuçlarıyla dolu kitap.

en beğendiğim bölümlerden birini hemen aşağıya alıyorum...

'Çocukların da çevrelerini, çevrelerindeki nesmeleri keşfedebilmesi için 'dokunmaları' gerekir. Çocuğumuz tehlikeli bir şeye dokunduğunda ona 'hayır' diye bağırmak yerine, işinizi bırakıp onu kucağınıza alın. Sonra dokunduğu şeyin neden tehlikeli olduğunu anlatın ona. Bu, tüm çocuklarda doğuştan gelen merak duygusunun yaşam boyu sürebilmesi içindir en çok. Çocuğunuzun kendi kararlarını kendisinin almasına imkan tanıyın. Örneğin ne zaman uyuyup ne zaman yemek yiyeceğine ya da ne zaman çevreyi gözlemleyeceğine kendi karar versin. Ona, kendi düşüncelerinin de sizinkiler kadar önem taşıdığını anlatın. Kyalardan, yapraklardan, ağaç kabuklarından, kumaşlardan, araç gereçlerden (hatta kesici olanlardan bile) onu şaşırtan herşeyden siz edin. Gün boyu anne babasının sürekli birşeylere dokunmamasını söyleyen ikazlarını duyan bir çocuktan, kendini resme ya da başka bir sanatsal çalışmaya kaptırmasını bekleyemezsiniz. Çünkü bu çocuk için dokunma demek, öğrenme demektir.'

kitabın geri kalanı da bir harika. insan hemen evinin bir odasını sanat atölyesi haline getirmek, orada cücesiyle beraber boyalara dalmak çıkmak, tüm duvarları karalamak, pislenmek falan istiyor.
bizim evin o bembeyaz duvarları yavaştan karalamalarla tanışmaya başladı bile.
ve gürbüz de ben de bayılıyoruz bu duruma.
allah devamını nasip etsin, amen :)
p.s. susan striker için bir tık efenim.
p.s.2 bu sene sivrisinekler karşısında kifayetsiz kalıyoruz biz resmen. evrim falan mı geçirdi bunlar? eytere beyaw!

3 yorum on "susan striker'dan...gecenin tam üçünde."

Hülya'nın Tuna'sı on 18 Temmuz 2009 Cumartesi 08:32 dedi ki...

şimdi bu çok karışık bir durum.
benim abiceezim ben bildim bileli duvar, muşamba altı, gazetelerin her boş köşesi gibi envai çeşit yeri karalardı. meğer herifin içinde önleyemediği bir resim aşkı varmış. zorla maliyeyi kazandıktan sonra gizli gizli güzel sanatlara hazırlandı ve grafik bölümünü 2.likle kazandı. bu susan ablamızın saydığı hiçbir şey yaşanmadı bizde. annemlerin değil teşviki, "nasıl etsek de bu çocuğu adam etsek" durumu sözkonusuydu. zavallıcık gizli gizli çizgi roman okur, gizliden resim yapardı.. demem oki yetenek varsa durmuyor yerinde, çıkıyor elbet bir gün.
ancaaak
böyle extra durumlar dışında hiiç yeteneği yokken bile bir çocuğun sanata yönlendirilmesinin bile son derece faideli olduğu konusunda hemfikirim. hele çevrede "çocuğuma yumruk atmayı, saç çekmeyi öğretiyorum" diyen mal ebeveynler ve bunların potansiyel sorunlu çocuklarını görünce çocukları sanatın herhangi bir dalına yönlendirmenin değerini daha iyi anlıyorum.

füsfüs on 23 Temmuz 2009 Perşembe 13:14 dedi ki...

ne zamandır bu konuda bir kitap arıyordum, blogunu tesadüfen gördüm, mail grubuna yazan da sen misin emin olamadım, bu kitaptan orda da bahsedilmiş, dün hemen sipariş verdim, merakla bekliyorum
kızım sanatçı olmasa bile iyi bir izleyici ve sanatsever bir birey olmasını isterim
sevgiler...

huysuz ve tatlı on 23 Temmuz 2009 Perşembe 14:58 dedi ki...

hülyacım, abinin hikayesi pek enteresanmış :) demek ki akacak kan damarda durmuyormuş.

füsfüs, evet gruba yazan da benim :) s.s. adı geçince copy-paste yapıverdim.
senin dibi ben de illa ki sanatçı olsun diye düşünmüyorum.8olursa ne ala) sanattan anlayan, sanatı seven ve en önemlisi değer veren bir çocuk yetiştirmek amacım. hem ülke hem de halk olarak çok ihtiyacımız var buna...