genel olarak pek keyfim yok son haftalarda. işlerim başımı aşmış durumda, yetişemiyorum... yetişemiyorum...
2009'u pek sevdiğimi söyleyemiyorum kendisini uğurlarken.
2010'un daha bir akıllı uslu, sakin, şans dolu geçmesini umuyorum sadece.
28 Aralık, 2009
17 Aralık, 2009
14 Aralık, 2009
aşı
yok olmadı bizimki grip mrip allahtan.
ama aşısını oldu bu sabah itibariyle.
aşı yaptırdığım için canım sıkkın biraz. hoş, yaptırmadan daha bir sıkkındım ya neyse...
keyfim yok işte.
ama aşısını oldu bu sabah itibariyle.
aşı yaptırdığım için canım sıkkın biraz. hoş, yaptırmadan daha bir sıkkındım ya neyse...
keyfim yok işte.
08 Aralık, 2009
domuz g(r)ibi
gürbüz efendi ile 2 aydır sürüp giden 'domuz gribi aşısı yaptırsak mı, yoksa yaptırmasak mı da saklasak' konulu kavgalarımıza dün akşam son noktayı koyduk ve 'evet, yaptıralım' dedik. bu arada ben çoğu zaman yaptıralım tarafındaydım konunun. tabi ara sıra herkes gibi kafam fazlasıyla karıştı, isyan ettim ve bayağı da bir küfür ettim bizi böyle bir konuda ikileme düşüren ve karar vermek zorunda bırakan malum zatlara.
neyse dün akşam karar verdik ya, bugün götüreyim dedim efe'yi müstesna sağlık ocağımıza. sağlık ocağımız da ayrı bir kabus. neresi olduğunu da yazıcam: dikilitaş sağlık ocağı. bir apartmanın girişi gibi bir yer. yemek kokusu içinde ve hemşirelerin kim olduğunu asla anlayamayacağınız bir yer zira üniforma falan giymiyorlar. sanki evlerinin oturma odasında takılıyormuşçasına lakayıt ve hijyenden kilometrelerce uzak tavırlar içerisinde bir takım kadınlar dolaşıyor ne zaman gitsem. (sadece 3 kere gittim ama yetti) konuyu dağıtmayayım, girdik içeri. sordum yapıyor musunuz diye, efendim çarşamba ve perşembe günleri yapıyorlarmış. aşılar 10lukmuş. bir kişi için açılmıyormuş. ilk defa duyuyorum ama peki dedim. ne yapıcaz artık, yarın getirelim. adını yazdırdık yavrunun ve çıktık.
yolda oya aradı. arka fonda korna sesleri.
hayrola?
domuz oldum ben dedi !?
offfff.....
hafif geçiyormuş neyse ki. ateş yok, sadece nezle ve boğaz ağrısı.
bir anda aklıma geldi ki, pazar gecesi efe onlardaydı 2 saaatliğine. biraz değişiklik olsun diye alıp götürdüler, eğlediler, getirdiler sağolsunlar. beşyüz kere öpüşüp sarılmışlardır muhtemelen. ya kaptıysa şimdi virüsü? o zaman aşı yaptırmak doğru mu, anlamlı mı?
doktorumuzu aradım. perşembeye kadar bekleyin, herhangi bir belirti yoksa cuma yaptırın dedi kadın...
canımız sıkkın, beklemedeyiz..
neyse dün akşam karar verdik ya, bugün götüreyim dedim efe'yi müstesna sağlık ocağımıza. sağlık ocağımız da ayrı bir kabus. neresi olduğunu da yazıcam: dikilitaş sağlık ocağı. bir apartmanın girişi gibi bir yer. yemek kokusu içinde ve hemşirelerin kim olduğunu asla anlayamayacağınız bir yer zira üniforma falan giymiyorlar. sanki evlerinin oturma odasında takılıyormuşçasına lakayıt ve hijyenden kilometrelerce uzak tavırlar içerisinde bir takım kadınlar dolaşıyor ne zaman gitsem. (sadece 3 kere gittim ama yetti) konuyu dağıtmayayım, girdik içeri. sordum yapıyor musunuz diye, efendim çarşamba ve perşembe günleri yapıyorlarmış. aşılar 10lukmuş. bir kişi için açılmıyormuş. ilk defa duyuyorum ama peki dedim. ne yapıcaz artık, yarın getirelim. adını yazdırdık yavrunun ve çıktık.
yolda oya aradı. arka fonda korna sesleri.
hayrola?
domuz oldum ben dedi !?
offfff.....
hafif geçiyormuş neyse ki. ateş yok, sadece nezle ve boğaz ağrısı.
bir anda aklıma geldi ki, pazar gecesi efe onlardaydı 2 saaatliğine. biraz değişiklik olsun diye alıp götürdüler, eğlediler, getirdiler sağolsunlar. beşyüz kere öpüşüp sarılmışlardır muhtemelen. ya kaptıysa şimdi virüsü? o zaman aşı yaptırmak doğru mu, anlamlı mı?
doktorumuzu aradım. perşembeye kadar bekleyin, herhangi bir belirti yoksa cuma yaptırın dedi kadın...
canımız sıkkın, beklemedeyiz..
03 Aralık, 2009
mim
1. Sizi mimleyen kişiye link veriyorsunuz mutlaka, ki, akışı bozmayalım...
tabii, işte sevgili Özlem'in linki.
2. Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem... Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu... (Tekrarlanabilir olması tercih sebebi)
kendime dair ilk hatırladığım şeylerden biri -3 yaş civarları olsa gerek- anneme pamuk prenses'i okuması için tutturmamdır. sayısız kez okurdu bana annem kitaplarımı. çok fazla kitabım yoktu herhalde ama defalarca okurdu bana o kitapları. kendisi de bir kitap kurduydu zaten. böylece kitapları, okumayı sevdim; okuyunca zihninizde açılan dünyaların güzelliğini öğrendim.
bir de annem çok müzik dinlerdi. plak, kaset, radyo... daha çok küçükken boney m ve abba'yla falan tanışıp sevdim. 3-4 yaşlarımı 'ra ra rasputin' diye şarkı söyleyerek geçirdiğimi hatırlıyorum. ezbere bilirdim tüm şarkılarını...
3. Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı?
radyoyu açıp müzik çalarken üzerinde zıplamak en sevdiğim şeylerden biriydi :)
evcilik, doktorculuk falan da severdim tabi her çocuk gibi.
amaaa en bir sevgili oyuncağım legoydu. kendimi kaybederdim legolarla oynarken.
bazen babam da katılırdı.
8-9 yaşlarında barbie dönemim başladı ve yıllarca sürdü.
hala bile barbie görsem şöyle bir titrer içim.
4. Sokakta oynar mıydınız?
elbette. hem de çok. hatta hep.
ip atlardık, parka gidip salıncağa binerdik, lastik oynardık.
şimdi düşününce, amma güzelmiş :)
5. Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay...
hımmm... var tabi. ama çok uzun mevzular.
ama genel olarak,
annemin biraz daha teşvik edici, cesaret verici, 'koşulsuz güvenerek' ve daha az eleştirel yaklaşmasını isterdim bana ve kardeşime.
o bardağın yarısını ve belki de tümünü boş gören insanlardandır ve bu bize de çok iyi yansımadı doğrusu...
ne kadar iyi olsak da o kadar iyi olmadığımızı düşümemize sebep oldu diye düşünüyorum.
istemeden, ama oldu.
6. Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay...
şoven bir yaklaşım ama galatasaray'da yatılı okumuş olmak, değil çocukluğumun, hayatımın 'iyi ki böyle olmuş' diyeceğim nadide olaylarındandır...
7. Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı...
işte bahsettim ya yukarıda, annemin yaklaşımları bugünümü de etkiliyor.
iyi tarafı şu ki, ben efe'ye öyle davranmayacağım. öyle olmamak için çok çaba sarfediyorum.
ben mimlemeyi es geçiyorum, yorumlarda isteyen bahsetsin kendi çocukluğundan diyorum :)
tabii, işte sevgili Özlem'in linki.
2. Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem... Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu... (Tekrarlanabilir olması tercih sebebi)
kendime dair ilk hatırladığım şeylerden biri -3 yaş civarları olsa gerek- anneme pamuk prenses'i okuması için tutturmamdır. sayısız kez okurdu bana annem kitaplarımı. çok fazla kitabım yoktu herhalde ama defalarca okurdu bana o kitapları. kendisi de bir kitap kurduydu zaten. böylece kitapları, okumayı sevdim; okuyunca zihninizde açılan dünyaların güzelliğini öğrendim.
bir de annem çok müzik dinlerdi. plak, kaset, radyo... daha çok küçükken boney m ve abba'yla falan tanışıp sevdim. 3-4 yaşlarımı 'ra ra rasputin' diye şarkı söyleyerek geçirdiğimi hatırlıyorum. ezbere bilirdim tüm şarkılarını...
3. Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı?
radyoyu açıp müzik çalarken üzerinde zıplamak en sevdiğim şeylerden biriydi :)
evcilik, doktorculuk falan da severdim tabi her çocuk gibi.
amaaa en bir sevgili oyuncağım legoydu. kendimi kaybederdim legolarla oynarken.
bazen babam da katılırdı.
8-9 yaşlarında barbie dönemim başladı ve yıllarca sürdü.
hala bile barbie görsem şöyle bir titrer içim.
4. Sokakta oynar mıydınız?
elbette. hem de çok. hatta hep.
ip atlardık, parka gidip salıncağa binerdik, lastik oynardık.
şimdi düşününce, amma güzelmiş :)
5. Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay...
hımmm... var tabi. ama çok uzun mevzular.
ama genel olarak,
annemin biraz daha teşvik edici, cesaret verici, 'koşulsuz güvenerek' ve daha az eleştirel yaklaşmasını isterdim bana ve kardeşime.
o bardağın yarısını ve belki de tümünü boş gören insanlardandır ve bu bize de çok iyi yansımadı doğrusu...
ne kadar iyi olsak da o kadar iyi olmadığımızı düşümemize sebep oldu diye düşünüyorum.
istemeden, ama oldu.
6. Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay...
şoven bir yaklaşım ama galatasaray'da yatılı okumuş olmak, değil çocukluğumun, hayatımın 'iyi ki böyle olmuş' diyeceğim nadide olaylarındandır...
7. Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı...
işte bahsettim ya yukarıda, annemin yaklaşımları bugünümü de etkiliyor.
iyi tarafı şu ki, ben efe'ye öyle davranmayacağım. öyle olmamak için çok çaba sarfediyorum.
ben mimlemeyi es geçiyorum, yorumlarda isteyen bahsetsin kendi çocukluğundan diyorum :)
18 Kasım, 2009
aman diyim
şu bebe alışverişi dünyası pek engin bir deniz.
deniz de değil, okyanus mübarek.
şimdi şu alttaki pusetlerse, sanırım bu okyanustaki bir nevi st. martin ya da ne bileyim bora bora adası mahiyetinde parçalar.
tasarım/estetik harikası ve tahmin edileceği üzere pahalılar.
insanın özellikle hamileyken bakası ve tapası gelir bunlara.
ta ki bebe doğup da dünyanın kaç bucak olduğunu anlayıncaya kadar :)
-oğlan ocak başı gibi doğacak ya, e nisan falan gibi havalar ısınınca atarız kendimizi sokaklara... giydiririm kuzuyu güzel güzel, koyarım pusetine, strabuck'a falan gider keyif yaparız azcık :)))
hı-hı, oldu canım kardeşim.
var ya, nasıl gülüyorum şimdi kendime :)
nisan ayında durum şuydu zira:
efe ağır kolik. paso ağlamakta. dışarı çıkınca da çılgınca ağlamakta hatta. öyle uyumakmış, mayışmakmış hak getire. asla ve kat'a pusete oturtamıyoruz. 5 dakikalığına hava alsın diye, bizimki ciyak ciyak ağlarken apartmanın önünde bir tarafımdan terler akarak dolaştırmak durumunda kalıyorum bazı günler. herkesin bebeği dışarı çıkınca uslu uslu pusetinde oturup, tatlı tatlı çevresine gülümserken; ben bizim minik bir canavarımsıyla değil starbucks'a, üç adım ötedeki annemlere bile gidemiyorum! o güzel puseti sadece evde uyutmak için kullanıyoruz :( paracıkları döküp aldığım minik gömleklerden de nefret etmesi cabası :) asla ve asla giymek istemiyor böyle şeyleri... ayrıca zaten o kadar küçük almışım ki, hemen de küçüldüler!
ay çok komik! o zamanlar bayağı üzülüyordum tabi de, şimdi gülüyorum :)
şimdi bunları okuduktan sonra diyorum ki;
o zaman sevgili anne adayları ne yapacaklarmış? mümkünse en bir pratik, en fonksiyonel, en yumuşak, en hafif olanı seçeceklermiş her daim!
inglesina klasik puset
stokke xplory
deniz de değil, okyanus mübarek.
şimdi şu alttaki pusetlerse, sanırım bu okyanustaki bir nevi st. martin ya da ne bileyim bora bora adası mahiyetinde parçalar.
tasarım/estetik harikası ve tahmin edileceği üzere pahalılar.
insanın özellikle hamileyken bakası ve tapası gelir bunlara.
ta ki bebe doğup da dünyanın kaç bucak olduğunu anlayıncaya kadar :)
kan ter içinde bebeyi hazırlayıp, o zırlamadan kendinizi dışarı atmak veya dışarıda 40 cm yüksekliğinde kaldırımlara tırmanmak gerektiğinde bu pusetlersizi çıldırtabilir. olmaz kısaca. evde oturmayı tercih edersiniz.
ha tabi medeniyet seviyesi yüksek bir kentte yaşıyorsanız durum farklı.
ay aklıma ne geldi şimdi bak.
7-8 aylık hamile falanım. gidip gidip bir takım gudik şeyler alıyorum bebeye. zara'dan böyle çok trendy görünen minik gömlek, hırka, kazak gibi şeyler işte. sonra akşam evde sefkilüyle bakıp bakıp ay çok şeker falan diyoruz. o sıralarda kafamın üzerimdeki düşünce balonunda şöyle yazmakta:-oğlan ocak başı gibi doğacak ya, e nisan falan gibi havalar ısınınca atarız kendimizi sokaklara... giydiririm kuzuyu güzel güzel, koyarım pusetine, strabuck'a falan gider keyif yaparız azcık :)))
hı-hı, oldu canım kardeşim.
var ya, nasıl gülüyorum şimdi kendime :)
nisan ayında durum şuydu zira:
efe ağır kolik. paso ağlamakta. dışarı çıkınca da çılgınca ağlamakta hatta. öyle uyumakmış, mayışmakmış hak getire. asla ve kat'a pusete oturtamıyoruz. 5 dakikalığına hava alsın diye, bizimki ciyak ciyak ağlarken apartmanın önünde bir tarafımdan terler akarak dolaştırmak durumunda kalıyorum bazı günler. herkesin bebeği dışarı çıkınca uslu uslu pusetinde oturup, tatlı tatlı çevresine gülümserken; ben bizim minik bir canavarımsıyla değil starbucks'a, üç adım ötedeki annemlere bile gidemiyorum! o güzel puseti sadece evde uyutmak için kullanıyoruz :( paracıkları döküp aldığım minik gömleklerden de nefret etmesi cabası :) asla ve asla giymek istemiyor böyle şeyleri... ayrıca zaten o kadar küçük almışım ki, hemen de küçüldüler!
ay çok komik! o zamanlar bayağı üzülüyordum tabi de, şimdi gülüyorum :)
şimdi bunları okuduktan sonra diyorum ki;
o zaman sevgili anne adayları ne yapacaklarmış? mümkünse en bir pratik, en fonksiyonel, en yumuşak, en hafif olanı seçeceklermiş her daim!
inglesina klasik puset
stokke xplory
13 Kasım, 2009
kipat oku!
bunlar kitapyurdu.com'dan sipariş ettiğim ve bugün elime ulaşan kitaplar.
gökyüzü okulu, efe için zira aydede ve yıldızlar için deli oluyor bir süredir.
haaa, pippi ve kumkurdu da onun içindi ama önce ben okuyiciğim :)
diğerlerine ne zaman sıra gelecek bilmiyorum şu an, ama dediğim gibi okuma listemin en başında OSHO var şu aralar... anarşik deli! (bi de yakışıklı yahu)
çocuk kitabının 152. sayfasında koptum. şöyle demiş çünkü çocuklar için:
'...onlar sadece hippi, başka bir şey değiller...'
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





