Salı, Eylül 02, 2008

yaramaz bızdığın halleri ve mümkünse bir dilek


salonun orta yerinde çit şeklinde bir oyun şeysi var bir hafta on gündür. hani bebe içine girip oyuncaklarıyla oynasın falan diye. ama bizim yaramaz bebe ne yapıyor? çitlere tutunarak ayağa kalkıp öööyle takılmaya çalışıyor. henüz o pozisyondan yere oturma durumuna geçemediğinden sinirlenip carcar bağırıyor sonra da:)

bugün bir keyifsizlik var üstümde. depresif bir ruh hali hatta. neredeyse kolum kalkmıyor. uykusuzluğun bu moralsizliğime etkisi büyük sanırım ve daha ne kadar böyle süreceğini bilememek de beni yıpratıyor açıkçası.
halbuki ben dün güzel bir haber aldım aslında. haber değil de bir ihtimal gerçekleşecek güzel bir şey. aman neyse işte, olay şu ki;

işimi, ofisimi çok özledim ve başlamayı düşünüyorum artık. hatta geçenlerde bir evrak almak için 2 dakikalığına uğradım ofise, patroncuğum da 'e hadi büyüt oğlanı da gel' dedi. ben de eylül ayı ortalarında oturup tekrar bir konuşuruz diye düşündüm kendisiyle. ama dün msn'de ofisteki asistan kızla konuşurken bana tüm hamileliğim süresince bir yılı aşkın bir zaman üzerinde çalıştığım ve gerçekten de çok emek verdiğim konut projesinin sahiplerinin yeni bir yazlık konut için tekrar bizim ofisle anlaştıklarını ve şantiyesini de yine aynı projede birlikte çalıştığımız inşaat mühendisinin gerçekleştireceğini söyledi. yani bir eksik ben kalıyormuşum. kız, 'sen hemen başlamayı düşünürsen ben patroncuğumuza bir çıtlatayım' dedi. 'çıtlat' dedim tabi. evet, sonuç itibariyle işe zaten geri döneceğim ama böyle bir projeyle dönmeyi o kadar çok istiyorum ki anlatamam. hem müşteriyle, hem şantiye mühendisiyle, hem de çalışan tüm ekiplerle güzel ve zevkli bir proje yürütüp, herkes açısından doyurucu bir iş çıkarmıştık çünkü. fazla da konuşmayayım, olmazsa çok üzülmemek için...

ama ne olur olsun be.



serserilik de diz boyu bu aralar ha :)


Perşembe, Ağustos 28, 2008

flensted mobiles

dedim ki madem böyle bebek/çocuk odalarıyla ilgili bazı tasarım objelerinden sözettik altta, biraz daha devam edelim.
bu seferki ürün adından da anlaşılacağı gibi bir çeşit dönence. tam da bildiğimiz anlamda değil aslında, çünkü müzik ya da dönme efekti yok bunlarda. bir yere takıyorsun ve kalıyor öyle orda. aslında sadece çocuk odaları için değil, evin muhtelif yerlerinde de kullanılabiliyorlar.
web sitelerinden sipariş verilebiliyor. ayrıca istanbul'da nest by mozaik mağazalarında da satılıyor. şuradan tüm çeşitlerini görmek mümkün.



bu dönence konusu benim için biraz komik aslında. hamileyken şöyle zannediyordum ben: aldığımız o şeker dönencenin müziği çaldıkça ve yavaş yavaş döndükçe bizim yavru mışıl mışıl uyuyacak ve ben de aynı filmlerdeki gibi yatağında huzur içinde uyuyan yavrumu gidip tatlı bir tebessümle seyredeceğim geceleri.

oldu !

e olmadı tabi hiç öyle :) bir kere bizimki hiç öyle huzur dolu bir şekilde dalamadı uykulara. kolikten muzdarip bir şekilde ağlaya bağıra uyudu aylarca. sonra yatağında yatmadı ki dönencesini görsün. onu uyutmak öyle zordu ki, bir kere uyuyunca uyanacak diye ödümüz koptuğundan yattığı odanın önünden geçmek bile cesaret isteyen bir işti. neyse, yani bizim dönence yalan oldu. gündüzleri biraz yatağına koyup biraz baksın istedik, o da olmadı. yatık pozisyonda durabildiği zaman aralığı sadece 30 sn. kadardı çünkü :)

şu flensted mobile'ın uçaklısı var bizde. ben onu efe'nin odasının aydınlatmasının içinden sarkıttım. nasıl oluyor demeyin, biraz garip, ama yaptım işte bir şekilde :) bizim bebe pek seviyor bunları. gelip geçerken sürekli ellerini uzatıyor tutmak için. biraz daha büyüyünce daha çok ilgisini çekeceğini düşünüyorum ben hatta.

aşağıdaki bebek odası fotoğrafı ohdeedoh'dan. bu mobile'ın nasıl kullanıldığuna bir örnek. bayıldım...

Salı, Ağustos 26, 2008

vitra

yoldan geçen 100 kişiye sorsanız, büyük bir ihtimalle bunların 99'u, vitra'nın seramik/banyo gereçleri/armatür satan büyük bir firma olduğunu söyleyecektir. diğer bir kişi ise mimar ya da end-tas. cıdır zaten. hoş, o da aynı cevabı verir :) ama yine büyük bir ihtimalle biliyordur ki, vitra dünyada tasarım ürünleri üreten dev bir firma, bir okul, bir ekoldür. belki de şöyle demek daha doğru; gelmiş geçmiş en ünlü mimar/endüstri tasarımcılarının bazı kabul görmüş müthiş tasarımlarını (koltuk, oyuncak, saat...) halka sunan bir üretici. tabii, böyle gümüş tabakta halka sunulamıyor bunlar zira tasarım satın almak pahalı birşey. ama bir o kadar da özel ve güzel.
bu özel ve güzel ve mükemmel tasarımlar biz mimarların genelde aklını başından alır. bayılırız bunlara biz. bütçesi elveren projelerimizde kullanıp, sonra kendimiz de sahip olmak isteriz bunlardan bazılarına. hani, kocamız kabul etse yemeyip içmeyip bir kaç maaşımızı bir koltuğa yatırmanın dünyanın en normal ve yapılası şeyi olduğunu bile düşünürüz. çünkü o koltuk bizim salonumuzda durdukça biz doyarız zaten. geceleri uykumuzdan uyanıp sarılmak isteriz kendisine. -bkz. eşya fetişizmi nasıl olur? :)-

gelin görün ki, olmaz, olamaz...

e o zaman da böyle web sayfasını açıp, ağzımızın suyu akarak ekrana dalaaaarrr, gideriz biz :)




valla bekar olsam, evde sadece üstte görünen bir adet eames chair'le, ben bayıla bayıla yaşar giderdim. hatta bir nevi chanel no. 5 sürmüş marilyn monroe gibi hissedip, kıvrıla kıvrıla uyurdum içinde.

neyse, benim bu aralar pek sevdiğim bazı vitra tasarımları aşağıda. ne hikmetse, çoğu çocuk odaları için uygun :)
buraya koyayım dedim de, toplu halde görmek istediğimde bakarım artık gelip. (aslında daha çok var da, bloggera foto yüklemek çok sıkıcı, haksız mıyım?)
rar, charles & ray eames, 1950

panton junior, verner panton, 1959

ball clock (efe'nin odasına pek yaraşır :)

turbine clock (antreme koysam bi tane bundan...)


fotolar www.vitra.com'dan...

Pazartesi, Ağustos 25, 2008

ordan burdan

yeni bir haftaya berbat bir havayla başlamak çok sıkıcı... yani zaten yeni bir haftaya başlamak başlı başına sıkıcıyken bir de bu allahım noolur yağmur yağsın dedirten boğucu hava tuz biber ekiyor duruma. geçen sene yazın bir an önce bitmesini isteyerek geçirmiştim günlerimi. malum hamilelik, şiş ayaklar, yorucu ve yoğun geçen stres dolu iş günleri... aslında bu sene durum daha iyi, geceler hariç. efe'nin uyku olayında pek fazla yol katedebilmiş değiliz hala. sıcaktan belki de, gece uyanmalara devam. emmeden uyuyamamaya da devam... ne zamana kadar bu böyle gidecek bilmiyorum. tek bildiğim oğlumun uyumayı bilmediği ve maalesef verimli uyuyamadığı gece boyunca. ama bu konuya üzülmeyi bırakıyorum, ona karar verdim. yapı olarak 'oluruna bırakmak' bana hiç uygun olmasa da, bu meselede öyle yapmalıymışım gibime geliyor yıpranmamak ve yıpratmamak adına. sağlık olsun, en önemlisi o.

dün sabah oldukça erken uyandı efe ve dolayısıyla ben de uyandım. o yerde oyun parkının içinde takılırken, ben de abd-brezilya erkek voleybol takımlarının oynadığı olimpiyat finalini izledim. allahım ne güzel bir maç oldu öyle! voleybolu oldum bittim severim, bir de spiker açıklayıcı yorumlar yaparak anlatınca maçı, hakkaten izlemesi pek zevkli oldu. bu olimpiyatlarda genelde atletizm, jimnastik ve yüzme yarışlarını izledim zaten. seul olimpiyatlarından sonra en az madalya aldığımız olimpiyatlar olmuş bu seneki. e çok normal ve tabii ki üzücü. herhalde artık devletin bir el atması gerekiyor bu durumlara. uzun vadede kaliteli sporcular yetiştirilebilmesi için yatırım yapmak gerek belli ki. kişisel girişimlerle bu işin kotarılamayacağı çok açık. bizim çocuklarımız mesela sadece futbolcu! değil de, iyi bir yüzücü ya da başarılı bir atlet olmanın hayalini kurabilmeliler...

saçlarımı kestirdim. kısacık değil ama kısa sayılır. dönem dönem severek kullandığım bir model. kuaför keserken diplerden yeni saçların çıktığını söyledi. doğumdan sonraki 3. ayda dökülmeye başlayan saçların yerine yenileri geliyor anlaşılan. zaten bu dökülme 6. aydan sonra iyice azalmıştı. bir ara kel kalıcam zannetmiştim ama doğanın döngüsü her zamanki gibi mükemmel işliyor. doğum yapmış taze anneleri kel bırakmıyor yani :) aynı gün kızkardeşim de yeni açılan başka bir kuaförde kestirdi saçını. ben güvenip de oraya gitmemiştim ama müthiş bir kesim yapmışlar gerçekten de. hakkını teslim etmişler yaptıkları işin.

Salı, Ağustos 19, 2008

2. uyku durum raporu

bir kaç gecedir 4 kere uyanıyor. bunların sadece birinde emmeden, diğer üçünde emerek tekrar uyuyor. artık kendi yatağında yatıyor. sabah erken uyanırsa da yanımıza alıyoruz, suratımızı tekmeleyerek takılıyor bir süre :) çok şükür, yanımda yatmıyor en azından.
ben pek takmam öyle şeylere ama bu konu önemli, maşallah demek istedim o yüzden:)

bunun dışında gitmeyeceğim dediğim yazlığa gittik geçen haftasonu da :) gürbüz'ün kuzeni gelmişti izmir'den, onlarla görüşelim istedik. iyi de oldu. denize bile girdik. ve hatta güneşlendik. güzel oldu.

aslında çok fazla tatile ihtiyacımız olmasına rağmen, ele avuca sığmayan, sürekli pıtır pıtır yerlerde gezinmek isteyen ve maraton şeklinde bir beslenme düzeni olan bir adet efe'yle çekirdek aile şeklinde tatile çıkmak korkutuyor bizi. çıkmasına çıkarız ama onun adı tatil olmaz :) gürbüz belki biraz uyur ve denize girer ama ben şu yorgunluğumun üstüne ekstra yorgunluk eklerim büyük ihtimalle. neyse, ş. hanım'a bizimle gelmesi için bir teklif yapalım dedik ama pek ümitli değilim. kabul ederse 2-3 gün kaçarız yakın bir yerlere diyoruz. olmazsa da seneye inşallah bunun acısını çok fena çıkarmayı düşünüyoruz :)

günler hep aynı biçimde geçiyor. efe'nin rutini, aynı zaman da benim rutinim de zaten. arada ev havasından kurtulmak için biraz dışarı çıkıyorum ama bu sıcakta sadece alışveriş merkezlerine gidilebiliyor. her yer ucuzlukta ama mal yok. hatta yeni sezon malları bile bitmiş ne hikmetse. milletçe su gibi para harcıyor olabilir miyiz diye düşünüyorum bazen. olabiliriz belki de.

okuduğum bir kitap yok, yeni bir film de izlemedim bu aralar. ot gibi hissediyorum kendimi. kim bilir belki de öyleyim zaten.

Cuma, Ağustos 15, 2008

1. uyku durum raporu

dün gece 4 ya da 5 kez uyandı, tam emin olamıyorum zira sabaha karşı ben de bitik oluyorum. yalnız, yatağında yatmaya ve odasında uyumaya alışma ibareleri görüyorum kendisinde. sürekli emmediği için de, yanımda yattığı zamanlardaki gibi rahatsız -bence kalitesiz hatta- uyumuyor. böylesi daha sağlıklı kesinlikle.
benim şahsen 'aman uykusuz kalmayayım' ya da 'çok yorulmayayım' gibi kişisel kaygılarım yok bu konuyla ilgili olarak. eminim hiçbir annenin yoktur zaten. ayrıca 'mutlaka odasında yatmalı', 'bunu öğrenmeli' gibi bir dayatma düşüncem de yok, kaldı ki buna da karşıyım. el kadar bebeye neyi dayatabilir ki insan? ama yanımda yatıp da mütemadiyen emince sanki bir kabusta gibi döne döne, savrula savrula uyuması beni üzüyor. bunun normal olmadığını çok rahat anlıyor olayı izleyen kişi. neyse, bir iki gündür sürekli gülümsemesi ve keyifli olması da yatağında daha rahat uyuduğunun işareti. ve enteresandır, ek gıdalara geçtiğimiz için sütümün bir nebze azaldığını düşünüyordum ama öyle değilmiş. son iki gecedir nispeten daha rahat yattığım için süt birdenbire hücum etti tekrar. buna da mutlu oldum tabi. e daha ne isterim?

bu haftasonu yazlık yok. oraya gidip gelmek de ayrı bir yorgunluk ve bonus olarak da denize girilemiyor. yok valla, gitmiyorum. evimde takılayım biraz. efe'yi bebek parkı'na götürelim ya da ikea'ya oyuncak bakmaya gidelim falan. hem isvejien köfte de yeriz orda :)

Çarşamba, Ağustos 13, 2008

doktor ve tekrar uyku

dün doktora götürdük efe beyimizi. bu başka doktor. çok sıkı muayene etti bizimkini - ki genelde a. hastanesi'nde bu safha 1-2 dakika falan sürüyor. neyse sağlık, boy-pos, kilo ok, bir sorun yok -şükürler olsun, uyku problemini anlattık kısaca amcaya. amca dedi ki: yatağına ve odasına alıştırın mutlaka!
zira uyanmasının altında 2 sebep yatarmış genelde.
1- doymaması
2- anneye fazlaca alışıp, uykuyla memeyi bağdaştırması

1. şıkkı direkt eledik çünkü kendisi gayet kilo almıştı yine.
2. şık ise BİNGO ! bizim sıpa emmeden uyuyamaz hale gelmişti. kolik muzdaribi bir anne olarak ben her ağladığında, ağlamasın da ne olursa olsun diyerek ve memeyi dayayarak onu bu hale getirmiştim.

sonuç itibariyle, iyice doyarak yattıktan sonra ağladığı takdirde odasına gidilip bir şekilde sakinleştirilecek ve yatağına bırakılacak tekrar. memeyle uyuma ümidini kesene ve yatağında uyumaya alışıncaya kadar bu böyle devam edecek.

benim için bir kere daha zor geceler başlıyor yani :) sağlık olsun da gerisine katlanıyor insan.

dün akşam ayağımın tozuyla denedim derhal. 8 yada 9 kere kalktı sabaha kadar. bunların sadece 3ünde emzirdim. ama sanırım bir adım ilerledik çünkü sabah kadar odasında kaldı :))

böyle böyle alışacağını ümit ediyorum.

p.s. alttaki posta uzunca bir yorum yazan meltem'e özellikle teşekkür etmek istedim buradan. gecenin bir yarısı yorumunu okuduğumda birden kafamda bazı şeyler yerine oturdu ve cesaretlendim. ben ferber yöntemini uygulamıyorum şu an -doğrusu benimki ağlamaktan katılan bir bebek olmasaydı uygulardım sanıyorum- ama açıklaması için teşekkür ediyorum ben...